-

Haçlı seferlerinin sebebi ve sonucu

2 Aralık 2012 Pazar yazildi.
Sponsorlu Bağlantılar

İslâm düşmanı papaların Kudüs'ü Müslümanları hakimiyetinden kurtarmak ve Müslümanları Anadolu ve Avrupa'dan atmak gayesiyle başlattıkları seferlere verilen âd.
İslâmiyet’in Hıristiyanlığın aksine büyük bir süratle yayılması, Müslümanların Suriye, Filistin ve Anadolu'ya hakim olarak İznik'in başkent olduğu yeni bir devleti kurmaları, Hıristiyan aleminin dini lideri papayı ve Hıristiyanlığın hâmîsi olarak kabul edilen Bizans İmparatorunu ciddi bir Şekilde endişelendiriyordu. Bu yüzden hem İslâmiyet’in yayılışını durdurmak hem de sosyal ve ekonomik sıkıntı içinde olan Avrupa'yı bu durumdan kurtarmak için Batı Avrupa'da Vatikan kilisesinin önderliğinde yoğun bir faaliyet başlatıldı. Papa II. Urbanus Hz. İsa'nın doğum yeri olan Kudüs'ün ve kutsal saydıkları makamların Müslümanlar tarafından kirletildiğini, Kudüs'e giden Hıristiyan hacı adaylarına zulüm ve işkence yapıldığını öne sürerek böyle mukaddes bir beldenin Müslümanların baskısından kurtarılması için bütün Hıristiyanların canla basla seferber olmaları gerektiğini söyleyerek halkı sefere katılmaları için tahrik ediyordu. Halbuki uzun süredir bu kutsal topraklar Hıristiyan hacı adayları tarafından ziyaret ediliyor, bu konuda onlara engel olunmak söyle dursun yardim bile ediliyordu. Filistin'de kendilerine ayrılmış hastaneleri, kilise ve manastırları hatta kütüphaneleri bile vardı. Öte yandan Bati Avrupa'da halkın içine düşmüş olduğu ekonomik kriz ve sıkıntıdan da ancak doğunun baharat yollarının ele geçirilmesiyle kurtulabileceği söylenerek halk bu sefere katılmaya teşvik ediliyordu. Bütün bu gayelerin gerçekleşmesi de ancak Hıristiyan aleminin yek vücut halinde hareket etmesiyle mümkün olabilirdi.


Birinci Haçlı Seferi:
Papa II. Urbanus 18-28 Kasım 1095 tarihleri arasında bütün Bati Avrupa'nın ileri gelen din adamlarının katıldığı bir toplantıda bu büyük harekâta süratle hazırlanmaları gerektiğini hatırlattıktan sonra ilk büyük haçlı kafilesinin harekete geçmesini temin etmiştir. Ertesi yıl yani 1096'da Pierre L'Ermitte adli bir kişinin idaresinde heyecanlı fakat disiplinsiz bir haçlı kitlesi düzensiz bir vaziyette Belgrat, Nis, Sofya, Filibe ve Edirne yoluyla İstanbul'a gelmiş ve 6 Ağustos 1096'da Bizans İmparatoru Alexios Kommenos tarafından Anadolu yakasına geçirilmiştir. Savaş disiplininden uzak bu haçlı kitlesi Eylül 1096'da Anadolu Selçuklu Sultani I. Kılıç Arslan tarafından bozguna uğratılmıştır.
Bu haçlı sürülerinin Kılıç Arslan tarafından imha edilmesi üzerine Avrupa'da prensler, dükler ve zırhlı askerlerden oluşturulan ordularla yeni bir hareket başlatılmıştır. Birincinin aksine tam bir disiplin içinde bulunan bu ordular savaş kabiliyeti yüksek şövalyelerden oluşuyordu. Meşhur kontların idaresinde dört kol halinde harekete geçen yeni haçlı kuvvetleri 1097'de yine İmparator Alexios tarafından Anadolu'ya geçirildi. Mayıs 1097'de İznik'i kuşatan Haçlılar müstahkem surlarla çevrili şehri sıkıştırmaya başladılar. Anadolu Selçuklu Sultani Kılıç Arslan bu sırada Malatya'da bulunuyordu. Üstün haçlı kuvvetleri karşısında basarili olamayacaklarını anlayan Müslüman askerler şehri Bizans kumandanı Butumites'e teslim etmek üzere müzakerelere başladıkları sırada Kılıç Arslan gelince teslimden vazgeçerek haçlılarla kanlı bir mücadeleye girdiler. Selçuklu sultani I. Kılıç Arslan ordusunu İznik hisarı önündeki ovada savaşa soktu. Çok çetin geçen bu çarpışmalar sırasında her iki tarafın da ağır kayıpları oldu. Sonunda Kılıç Arslan İznik'i kendi mukadderatına bırakarak haçlıları dağlık bölgelerde ve geçitlerde sıkıştırmak gayesi ile geri çekildi. Haçlılar şiddetli hücumlar sonunda İznik'i ele geçirerek Bizans'a teslim ettiler.
(19 Haziran 1097). Kılıç Arslan böylece yalnız başkentin değil oradaki asker ve hazinelerini de kaybederken haçlı kuvvetleri de Eskişehir istikametinde ileri harekâta devam ettiler. 30 Haziran 1097'de Eskişehir ovasında Haçlıları tekrar sıkıştıran Kılıç Arslan arkadan yetişen zırhlı birlikler karşında geri çekilmek zorunda kaldı. Anadolu içlerine çekilirken de muhtelif yörelerdeki Türk birliklerini kendisine katılmaya çağırdı. Bu arada Danişmend Gazi ve Kayseri bölgesi emiri Hasan ile ittifak yaptı.
Haçlılar Eskişehir ovasında birkaç gün dinlendikten sonra Bizanslıların tavsiyesine uyarak Konya'ya doğru yola çıktılar. Türk birlikler zaman zaman yaptıkları baskınlarla Haçlılara ağır kayıplar verdirdiler. Hâçlılar Ağustos ortalarında Konya'ya varıp Meram'da bir süre dinlendikten sonra Ereğli'ye hareket ettiler. Kılıç Arslan bu sırada tekrar haçlıların karşısına çıktı fakat savaşa girmeye cesaret edemedi. Haçlılar Ereğli de iki kola ayrıldılar. Bir kısmı Kilikya istikametinde yola devam ederken büyük bir bölümü de Kayseri'ye yöneldi. Emir Hasan yol boyunca Haçlılarla kahramanca savaştıysa da Müslümanların Kayseri'yi boşaltmalarına engel olamadı. Haçlılar Kayseri'yi geçip Göksün ve Maraş yoluyla Antakya'ya doğru ilerlediler.
Ana Haçlı ordusu Konya Ereğli'sine vardığı sırada Kilikya'ya giden Baudouin de Boulogne, Maraş'ta birleşik haçlı ordusuna katılmış ve daha sonra Antakya istikametinde ilerleyen ordudan tekrar ayrılarak Urfa bölgesine gitmiştir. Telbâsir'de bulunduğu sırada kendisine yapılan davet üzerine Urfa'ya hareket etmiş ve 10 Mart 1098'de Urfa Haçlı Kontluğu'nu kurmuştur. Antakya'ya varan haçlı kuvvetleri ise burçlardan birini korumakla görevli Ermeni asilli Firûz ile anlaşarak 3 Haziran 1098'de şehri işgal etmişler ve burada Antakya prensliğini, kurmuşlardır.
Haçlıların Suriye bölgesine inmeleri ve Müslümanların mallarına ve canlarına kastetmeleri sebebiyle beliren hoşnutsuzluk üzerine halife Mustazhir Sultan Berkyaruk'a bir elçi gönderdi ve ordularının gücü kuvveti artmadan haçlılara karşı cihat için gerekli hazırlıklarda bulunmasını istedi. Berkyaruk da askerlerine "Amîdu'd Devle ile birlikte cihada çikmalarini emretti (491/1097-1098). Hille Arap emîri Sadaka da ayni maksatla harekete geçti ve öncü birliklerini Enbar'a gönderdi. Fakat haçlıların çok büyük bir orduya sahip olduğu duyulunca Müslümanların cesareti kirildi. Bu durum Frankların Suriye'de iyice yerleşmeleri ve daha ileri bir harekâta devam ederek Kudüs'ü işgal etmeleriyle neticelenecektir.
Kudüs, Tâcu'd-Devle Tutus'un hâkimiyetinde idi. Bilâhere Artukoğlu Sokman'a itta' etmişti. Haçlıların Antakya'yı işgalini ve bütün Müslümanları kılıçtan geçirmelerini fırsat bilen Fâtımîler Efdal b. Bedru'l-Cemâlî'nin komutasında gönderdikleri ordu ile Kudüs'ü muhasara ettiler ve manciniklarla tas yağmuruna tuttular. Şehri kırk gün koruyan Artukoglu 0l-Gazi ve Sokman sonunda Kudüs'ü onlara teslim etmek zorunda kaldılar.
Haçlılar Antakya'dan sonra asil hedefleri olan ve Fâtimî emîri 0ftihâru'd devle tarafından idare edilen Kudüs'e yöneldiler. Aç ve perişan bir halde olan bu kutsal şehri günlerce muhasara ettiler. Nihayet 15 Temmuz 1099 tarihinde ele geçirdiler. Bir kısım Müslümanlar Mihrab-i Davud'a sığınıp 3 gün mücadele verdiler, fakat daha sonra eman ile teslim olmak zorunda kaldılar. Franklar Mescid-i Aksâ'da yetmiş bin Müslüman’ı kılıçtan geçirdiler. Altın ve gümüş kandillere, sayısız denecek kadar değerli eşyaya sahip oldular. Böylece hedeflerine ulasan haçlılar Kudüs'te Lâtin Devleti'nin ilk krallığını kurdular.
Bu Müslüman katliamı karşısında Kadi Ebu Sa'd el-Herevî başkanlığında Suriye'den gelen heyet Müslüman’ların acıklı vaziyetlerini gözler önüne serip yardim diledi. Halife gözleri yaşartan ve gönülleri ürperten bu durum karşısında Kadi Ebu Muhammed ed-Damagânî, Ebu Bekr es-Sasî, Ebu'l-Kasim ez-Zencânî, Ebu'l-Vefâ b. Ukayl, Ebû Sa'd el-Hulvânî, Ebu'l-Hüseyn b. Semmâk'i emirleri ve müminleri cihada teşvik etsinler diye gönderdi ise de çoğu yaslılık ve hastalığım bahane etti. Bunlardan Ebu'l-Vefâ, Ebû Sa'd el-Hulvânî ve Ebu'l-Hüseyn Hulvân'a geldiklerinde Sultan Berkyaruk'un veziri Mecdu'l-Mülk'ün katledildiğini duyup geri döndüler. Böylece bu hayırlı teşebbüsten de hiç bir şey elde edilemedi. Sultan Berkyaruk ve diğerleri taht kavgalarından fırsat bulup da bu konularla ilgilenemediler.
Hz. Ömer'in Kudüs'ü fethettiği zaman Hıristiyan halka can ve mal emniyeti, din ve vicdan hürriyeti tanıdığını ve onlara nasıl İslâmî ve insanî bir muamelede bulunduğunu bilenlerin onun bu âlicenap hareketiyle Hıristiyanların Kudüs'ü işgal ettikleri zaman sergiledikleri vahşice davranışları birbirleriyle mukayese ederek Hz. Ömer'in bu asilce davranışı karşısında saygı ile eğilmeleri gerekir. Ama bu gibi olaylar İslâm'ın ve Müslümanların merhametli davranışları ile İslâm düşmanlarının gaddarca tavırlarının karşılaştırmak arasında son derece önemlidir.


İkinci Haçlı Seferi: 


Atabey om adeddin Zengi'nin 1144'te Urfa'yi fethi bütün Avrupa'da çok büyük yankı uyandırdı. İslâm dünyasının bağrına bir kama gibi saplanan Urfa Haçlı Kontluğu'nun yıkılması ve Urfa'nın tekrar İslâm topraklarına katılması Müslümanları büyük bir sevince boğarken Hıristiyanları da ayni şekilde üzüntüye sevk etti. Urfa'yı üs olarak kullanıp el-Cezire ve Suriye'deki Müslüman halka zulüm ve işkence eden Hıristiyanlar Aziz Bernard'in teşvikleri ve Papa III. Eugenius'un 1145 tarihli fermanıyla yeni bir haçlı seferi için hazırlıklara başladılar. Papanın çağrısı üzerine Fransa kralı VII. Louis ile Alman imparatoru III. Konrad bu sefere katılmaya karar verdiler ve 1147'de ayrı ayrı hareket ettiler. Konrad Dorylaion yakınlarında Anadolu Selçuklu sultani I. Mesud'a mağlup olarak sıkıntı içinde yoluna devam etti. Kral Louis de Antakya üzerinden Kudüs'e hareketle burada Konrad ile buluştu. İki haçlı lideri Sam'a saldırmaya karar verip 50.000 kişilik büyük bir orduyla harekete geçtiler. Sam âtabeği Emir Üner, Musul atabeği Nureddin Zengi'den yardım istedi. Bir müddet Sam'i kuşatan haçlılar hiç bir basari elde edemeden geri döndüler. Böylece ikinci haçlı seferi hedefine ulaşamadan sona erdi (1148).


Üçüncü Haçlı Seferi: 
Büyük İslâm mücahidi Salâhaddîn-i Eyyûbî'nin Misir'da hâkimiyeti ele geçirerek Fâtimi devletine son vermesi haçlılar için de ağır bir darbe olmuştu. Salahaddin 1187'de Hittin'de kral Guy de Lussignan'i mağlup etmiş ve Gerçek Haç'ı ele geçirmişti. Haçlılar İslâm dünyasına geldikleri tarihten beri böyle ağır bir darbeye maruz kalmamışlardı. Salâhaddin-i Eyyubî bu savaşta Kudüs haçlı krallığına bağlı kuvvetlerin büyük bir kısmını imha etmiş olduğu için ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan Taberiyye, Nâsira, Nablus, Akkâ, Hayfa, Sayda, Cübeyl ve Beyrut'u, 4 Eylül 1187'de de Askalan'i zaptetti. 20 Eylül 1187'de Kudüs'ü muhasara etmeye başladı ve 2 Ekim 1187 Cuma günü (27 Recep 583) Mirac gecesinde fethetti. Bu zafer İslâm âlemini hakli olarak büyük bir sevince boğdu. Salahaddin-i Eyyubî de tıpkı Hz. Ömer gibi esir alınan Hıristiyan ahaliye şefkat ve merhametle muamele etti. Şehirdeki haçlılar fidye ödeyerek kurtuldular. Fakirlerden hiçbir fidye alınmadan diledikleri yere gönderildi. Kadınlara, çocuklara ve Hıristiyan din adamlarına her türlü kolaylık gösterildi. İste Seksen sekiz yıl önce Kudüs'e giren haçlı zalimlerinin davranışı ile Selahaddini Eyyûbî'nin davranışları arasındaki fark iki ümmet arasındaki farktır.
Kudüs'ün fethi ve Haçlı hakimiyetindeki bir çok Şehrin Müslümanların eline geçmesi Avrupa'da tepkiyle karşılandı ve Papa VII. Gregorius'un çağrısıyla Kudüs'ü kurtarmak amacıyla yeni bir sefer için hazırlıklara başlandı. Çağrıya ilk katılan Sicilya kralı Guglielmo 1189'da başlatılan sefere katılamadan öldü. Papalığın tahrikiyle Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa kralı Phlippe Auguste ve İngiltere kralı Arslan Yürekli Richard ile İtalyan şehir devletleri de gemileriyle bu sefere katıldılar. Haçlılar bu seferde sahip oldukları muazzam donanma sayesinde Selahaddin'e karşi uzun süre mukavemet edebildiler. Kral Philippe ile Richard 1191'de Akkâ önlerinde buluşup şehri muhasara ettiler. Haçlılar karşısında tutunamayan Akka emiri teslim oldu (1191). Bu arada kral Richard ile anlaşamayan Philippe ülkesine döndü. 1192'de Yafa ile Sur arasındaki sahil şeridi Franklara bırakılarak 3 yıl 8 aylık bir anlaşma imzalandı. Üçüncü Haçlı seferinde haçlıların yegane kazancı Kıbrıs'ı ele geçirmeleriydi. Haçlılar daha sonra burayı önemli bir üs olarak kullandılar.



Dördüncü Haçlı Seferi: 


Dördüncü haçlı seferinin amacından saptırıldığını gören Papa bu düşüncenin bütün Hıristiyan alemine yayılmasından korkarak yeni bir sefer için kolları sıvadı. Halk arasında haçlı seferlerine katılma arzusu bütün şiddetiyle devam ediyordu. 1212 yılında binlerce çocuk ayni düşüncelerle sefere katılmıştı. Bunun üzerine Papa III. Innocentius 1215 tarihinde yeni bir sefer için çağrıda bulundu. Kutsal Roma Germen İmparatoru II. Friedrich de bu sefere katılmaya söz vermişti ancak daha sonra ülkesinde kalması uygun bulundu. Papa'nın bu seferi gerçekleştirebilmesi için önemli miktarda paraya ihtiyacı vardı. Venedik ve Cenova'ya müracaat ederek yardim istedi. Onlar ancak Mısır'a bir sefer düzenlenirse para yardımında bulunacaklarını söylediler. Maksat dini olmaktan çok ticârî bir hüviyet kazanmıştı. Uzak Doğu'ya giden ticaret yolunun Mısır ve Kızıl Deniz'den geçmesi sebebiyle bu yöreye hâkim olmak istiyorlardı. 1218'de Kudüs krallığının yasal varisi Jean de Brienne önderliğinde yola çıktılar. 1219'de Dimyat'i işgal ettiler. Bir Fransız birliği de Anadolu istikametinde yola koyuldu. Eyyûbiler endişeye kapılarak Kudüs'ü teslim etmeye razı oldukların bildirdi ve barış talebinde bulundular. Fakat papalık elçisi buna yanaşmadı ve 1221 Temmuzunda Kahire'ye doğru hareket etti, fakat Nil'i geçemedi. Eyyubî hükümdarı el-Melikü'l-Kâmil haçlıları Dimyat'tan uzaklaştırmayı başardı. Neticede haçlılar daha kötü şartlarda bir anlaşmayla razı oldular (1221). Bu sefer papalığın önderliğinde düzenlenen son haçlı seferi oldu.
Altıncı Haçlı Seferi:
Bu haçlı seferi karakter bakımından diğerlerinden farklıydı. Papa, III. Honorius Kutsal Roma Germen İmparatoru II. Friedrich'i Kudüs'ü elegeçirerek orada krallık tacını giymeye teşvik etti. 1227 yılında sefere çıkılmak üzereyken salgın bir hastalık yüzünden bundan vazgeçildi ve geri dönüldü. Yeni Papa IX. Gregorius İmparatorun hastalığı bahane ederek geri dönmesinden hoşlanmadı ve onu aforoz etti. Bunun üzerine II. Friedrich papalıktan ayrı olarak kendi başına Mısır'a hareket etti. Eyyûbi hükümdarı dahili mücadeleler yüzünden haçlılarla ciddi olarak mücadele edemedi. II. Friedrich ile anlaşarak Kudüs, Nâsıra ve Beytüllahm'i haçlılara teslim etti (1229). el-Melikü'l-Kâmil'in bu davranışı İslâm alemini üzüntüye boğdu. Salâhaddin-i Eyyûbi'nin binlerce şehit vererek fethettiği bu mukaddes beldeyi onlara teslim etmesi ihanet olarak kabul edildi. Nihayet el-Melikü's-Salih devrinde şehir yeniden Müslümanlar eline geçti (1246).
Yedinci Haçlı Seferi:
Fransa kralı IX. Louis yeni bir sefer arzusundaydı. Papa IV. Innocentius da onu destekledi ve 1245'te Hıristiyanlara yeni bir çağrıda bulundu. Kral Louis Fransız ve 0ngilizlerden oluşan bir orduyla yola çıktı (1248). Eylül ayında Kıbrıs'ı alıp Mısır'a doğru yola çıktı. 1249'da Dimyat'i zaptettiler. Robert de Artois adli haçlı kumandanı Mansûra'ya bir sefer düzenlediyse de yenilip geri çekildi. Daha sonra bizzat Kral Louis Kahire üzeri ne yürüdü fakat İslâm ordusuna yenilerek Turansah'a esir düştüyse de serbest bırakıldı.
Sekizinci Haçlı Seferi:
Moğolları Aynicâlut'ta ağır bir bozguna uğrattıktan sonra Kutuz'u öldürerek tahta geçen Baybars Haçlılara karşı yoğun bir kampanya başlattı. 1265'te Kaysâriyye, Hayfa ve Arsuf'u, ertesi yıl Galilea'yi, 1268'de Antakya'yı ele geçirdi ve 1271'de Haspitalier şövalyelerinin karargâhını zaptetti. Bu gelişmeler Avrupa'da büyük yankı uyandırdı. IX. Louis yeni bir sefer için hazırlığa başladı ve 1270'de Tunus'u işgal etmek gayesiyle harekete geçti. Onun yolda ölümü üzerine Prens Edward kumandasındaki haçlılar basari sağlayamadılar. 1289'da Trablussam, 1291'de de haçlıların son kalesi Akkâ düştü. Papa IV. Nicholaus ve halefleri doğudaki Hıristiyanlara yardımcı olmak amacıyla teşebbüse geçtilerse de sonuç alamadılar. Fransa ile İngiltere aralarındaki çekişmeler yüzünden bu hareketi yeterince destekleyemediler. Üstelik Avrupa ekonomik açıdan da giderek zayıf düşmüştü. Haçlı seferleri daha sonraki asırlarda devam etmekle beraber bunların gayesi artık kutsal toprakları elegeçirmek değil Avrupa'daki Osmanlı ilerleyişini durdurmaktı.
Osmanlıların Balkanlara girip Bulgaristan'ı ve Sırbistan'ın bir kısmını ele geçirmesi üzerine bütün Avrupa Hıristiyan dünyası hazırladığı birleşik ordularla Osmanlılar üzerine saldırıya geçtiler. Kurulan Balkan ittifakıyla Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Arnavutlar ve Ulahlar Kosova'da Müslümanlara saldırdılarsa da büyük kayıplar vererek geri çekildiler. Fakat birkaç yıl sonra Balkan ittifâkına katılan milletlere ek olarak Fransız, İtalyan ve 0ngilizlerin de yer aldığı büyük bir Haçlı ordusu daha harekete geçip Balkanlarda Müslümanlara saldırdı. Niğbolu'da meydana gelen savaşta Haçlılar büyük bir bozguna uğratıldılar.
Günümüze kadar devam eden Batılıların saldırıları I. Dünya savaşında Osmanlıyı yıkarak daha sonraları Kuzey Afrika ve Ortadoğu'yu istila edip birçok küçük devletçikler kurarak emperyalist bir ruhla sömürmeye başlamışlardır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi İslâm dünyasının merkezinde mukaddes Kudüs çevresinde Yahudi devletini kurmakla veya bu devletin kurulması için en büyük yardımı sağlamakla haçlı zihniyetlerini bir kez daha ortaya koydular. Filistin, Kesmir ve Afganistan'ın işgali Kıbrıs konusundaki tutumları haçlı zihniyetinin bir devamı olarak yaşanırlığını sürdürmektedir.

0 yorum :

Lütfen Yorumunuzun anlaşılır ve imla kurallarına uygun olmasına dikkat ediniz.

-