-

bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Maymundan insana geçişin fosil örneği Australopithecus

13 Nisan 2013 Cumartesi yazildi.

Bilim adamları, insan evriminin öncüleri arasında yer alan, 2 milyon yıl önce Güney Afrika'da yaşamış yarı insan-yarı maymun Australopithecus sediba türünün nasıl göründüğünü ilk kez gözler önüne serdi.

Australopithecus sediba, Afrika’da başladığı kabul edilen insan evrim sürecinin en önemli basamağını oluşturuyor olabilir.  İlk insanların ortaya çıkmasını sağlayan evrim sürecinde yer alan maymun-insan Australopithecus sediba’nın yüzü, bilimsel verilere dayanılarak ilk kez canlandırdı. İlkel bir yürüyüş tarzına sahip olan maymun-insan, ön dişleriyle insana benzerlik gösterirken, ağırlıklı olarak sebzelerle besleniyor ve vaktinin büyük kısmını ağaçlarda sallanarak geçiriyordu.
LEĞEN KEMİĞİ VE BACAKLARI İNSAN
Science dergisinde yayımlanan araştırmada, evrim sürecinin en önemli örneklerinden biri olarak gösterilen maymunun nasıl göründüğü, yürüdüğünü, yemek yediğini ve hareket ettiğini ilk kez detaylı bir şekilde sunuldu. Araştırma ekibinin başında yer alan Lee Berger, Discovery News’e yaptığı açıklamada, “Sediba , ilkel australopithecine (insana benzeyen homonidler) yetenekleri gösterdiği gibi, yüz ve ön dişleri olarak Homo Sapiens’le benzerlikler içeriyordu... Kafatası, kolları, ayakları ve ayak bilekleri australopithecine(au.); leğen kemiği ve bacakları ise insana yakındı” dedi.
2.1 YIL ÖNCE YAŞAMIŞ

Güney Afrika’nın Witwatersrand Üniversitesi’nde Evrimsel Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Berger, “Sediba tıpkı iyi bir ‘geçiş dönemi’ fosili gibi görünüyor” ifadesini kullandı. Sediba fosili, Johannesburg kentinin yakınlarındaki Malapa kazı alanında bulundu. Sediba’nın dişleri üzerinde yapılan inceleme, türün, yaklaşık 2.1 milyon yıl önce yaşamış olan Au. Africanus’la akraba olduğunu gösterdi. Her iki tür, ilk insanın atalarından olan Homo erectus’la diş yapısı olarak benzerlikler içeriyordu. ABD’nin Ohio State Üniversitesi’nden antropolog Debbie Guatelli-Steinberg, “Şu ana kadar yapılan incelemeler, Sediba’nın ilkel australopiths türleriyle, ilk insanlar arasında bir köprü oluşturduğuna işaret ediyor” yorumunu yaptı.
O maymundan insana geçişin temsilcisi

HAREKETLERİ ANALİZ EDİLDİ
Bilim adamları, geçmişte yaptıkları araştırmada Au. Sediba’nın ne yediğini ortaya çıkarmıştı. İsviçre’nin Zürih Üniversitesi’nden Peter Schmid, Sediba’nın kalıntıları üzerinde yaptığı araştırmada, türün etçil olmadığını anlamıştı. Discovery News’e konuşan Schmid, “Sediba’nın diş tartarında bitki elementlerine ait mikroskobik parçalar bulduk... Sediba ağırlıklı olarak sebzelerle beslenen bir canlıydı” dedi. Maymunlarınkine benzeyen küçük topukları olduğu belirtilen Au. Sediba, kalça ve dizleri öne eğik ve hafif eğri bir şekilde, bozuk bir yürüyüşe sahipti. Bilim insanları, bu tarz yürüyüşün, dik yürüme ve ağaç tırmanma arasındaki evrimsel bağlantıyı oluşturabileceğini düşünüyor.

Bilim insanları, ilk insanların ataları olan canlıların nasıl yürüdüğünü anlamak için, bir Au. Sediba’nın dişisinden kalan topuk, diz, kalça ve arka kalçasına ait kalıntıları inceleme şansı bulmuştu. 1974 yılında bulunan en 2.9 milyon yıllık ünlü ‘Lucy’ fosili ise Au. farensis’e ait kalıntılar sunmuştu ancak sadece kalça ve ayak bileği kalıntılarından oluşuyordu. Kolları daha çok büyük mamymunlarınkine benzerlik gösteren Au. Sediba, büyük kısmını karada geçirirken, kol yapısı sayesinde ağaçlara tırmanabiliyordu.

EVRİM AFRİKA’DA BAŞLADI
İlk insanların ilkel atalarına dair elde edilen bulgular, insan evrim sürecinin erken evrelerinin Güney Afrika’da başladığını ve maymundan insan benzeri özellikleri ortaya çıkardığını gösteriyor. Güney Afrika’da başladığı kabul edilen evrim hakkındaki tartışmalar sürerken, Lucy gibi fosillerin temsil ettiği ilk ilkel türlerin insanları ortaya çıkardığına inanılıyor. Lucy’nin temsil ettiği Au. farensis, bugüne kadar sadece Afrika’nın kuzeyinde bulundu. Araştırmacılar, insanlığa geçiş sürecinin Afrika’da başladığı düşüncesini savunurken, bu bilginin kesinleşmediğini de not düştü. 
NTVMSNBC

Stephen Hawking: "Yeni bir gezegen bulunamazsa insan ırkı yok olacak"

11 Nisan 2013 Perşembe yazildi.


Ünlü astrofizikçi Stephen Hawking, uzay araştırmalarının önemine işaret etti ve ekledi: "Yeni bir gezegen bulunamazsa insan ırkı bin yıl ayakta kalamaz."

Yaşamını evrenin gizemini çözmeye adayan ünlü İngiliz astrofizikçi Stephen Hawking, insanoğlunun geleceği için uzay araştırmalarının sürdürülmesi gerektiğini belirtti.
Los Angeles'taki Cedars-Sinai Tıp Merkezi'nde yer alan bir kök hücre laboratuvarını ziyaret eden 71 yaşındaki Hawking, yaşayacak yeni bir gezegen bulamaması durumunda insan ırkının bin yıl daha ayakta kalmasının mümkün olamayacağını ileri sürdü.

Evrenin kökenleri ve kara deliklerle ilgili kitaplarıyla dünya çapında tanınan Hawking, "eğer evrenin nasıl işlediğini anlayabilirsek, o zaman kontrol etmenin de bir yolunu bulabiliriz" değerlendirmesinde bulundu.



Hawking Yeni gezegen bulunamazsa insanlık yok olacak |  görsel 1
Hastalığıyla ilgili bir soru üzerine ise Hawking, "hayat ne kadar zor görünürse görünsün, her zaman yapabileceğiniz bir şey vardır" ifadesini kullandı.

Cambridge Üniversitesi'nde öğrenciyken yakalandığı motor nöron hastalığı Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) nedeniyle hareket edemeyen ve konuşamayan Hawking, iletişim kurabilmek için için bilgisayar teknolojilerinden yararlanıyor.

Hawking'in "Zamanın Kısa Tarihi" adlı kitabı, dünya genelinde 10 milyondan fazla satmıştı. ALS, beyin ile omurilikte bulunan ve kasları kontrol eden sinir hücrelerine zarar veriyor.

Henüz tedavisi bulunmayan ALS'ye yakalanan hastaların sadece çok küçük bir kısmı, 10 yıldan uzun süre yaşıyor.
AA

İngiliz öğrenci Greg Dash'ın evde yaptığı fotoğraf makinesi

6 Nisan 2013 Cumartesi yazildi.


Ucuz olsun diye evinde ikinci el parçalardan dijital geniş açılı fotoğraf makinesi yapan İngiliz öğrenci, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 300 sipariş aldı.

Galler'de yaşayan 25 yaşındaki öğrenci Greg Dash'ın, eski fotoğraf makinesi parçalarını biraraya getirerek yaptığı makine kısa zamanda meraklıların ilgisini çekti.

 12 megapixellik fotoğraf makinesinin eni 4, boyu 2 santimetre. LCD ekranı yok fakat HD video çekebiliyor.

Britanyalı öğrenci, şimdi evde yaptığı makinelerini 65 sterlinden satıyor ve Tayvan'dan 50 sipariş almış.

Swansea'de üniversiteyi bitiren ve Cardiff'de lisans üstü eğitim yapan Dash, kamerasına geniş açılı objektif almaya parası yetmeyince bu makineyi yapmaya girişmiş.
 Evde yaptı, dünyadan sipariş yağdı


Bursunu ödeyecek Dash, çok küçük yaştan beri fotoğrafçılığa meraklıymış ama sadece eski, film kullanan fotoğraf makineleri kullanmış.

"Bir arkadaşım, bana bir kaç yıl önce tek mercekli yansıtmalı kamera hediye etmişti. Ben de ona bir geniş açı almak istedim. Ama yüzlerce sterlindi. Bir öğrenci olarak alabilmem imkansızdı. Ama eski makinelerimin parçalarını kullanmayı düşündüm o zaman" diyor.

Dijital fotoğraf makinelerinin çoğundan farklı olarak Dash'ın yaptığı makinede ekran yok ve çekilen fotoğraflar görülemiyor.

Şu anda yenilenebilir enerji ve ekolojik turizm üzerine Aberystwyth Üniversitesi'nde doktorasını yapmakta olan Dash makinesinin en çok sevdiği yanının da bu olduğunu, dijital olmayan makineleri hatırlattığını söylüyor.

Dash geçen Şubat ayında girişimcileri destekleyen bir internet sitesinde makinesinin reklamını yayımlamış.

Çok sayıda sipariş gelmiş. Bir ay içinde 290 kişi kaporolarını yatırmışlar.

Dash, bu siparişlerden kazanacağı para ile yedi yıldır almakta olduğu öğrenci bursunu ödemeyi planladığını söylüyor.

BBC TÜRKÇE

Tanrı parçacığı nedir - Higgs bozonu nasıl bulundu?

14 Mart 2013 Perşembe yazildi.


Parçacıklara kütlelerini verdiği düşünülen ve "Higgs Bozonu" adı verilen atomaltı parçacığının keşfedildiğinden emin olunduğu açıklandı.

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (Cern) bilim adamları, elde ettikleri verilerin, Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtladığına artık emin olduklarını belirtti.

14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamını yaratmayı amaçlayan 10 milyar dolar tutarındaki deney sırasında proton ışınları, 27 kilometrelik tüneli ışık hızıyla geçerek birbiriyle çarpıştırılıyordu.

Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışması sonucu kozmosun doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi amaçlayan bilim adamları, çarpışma sırasında özellikle teorik fizikteki kütle mantığının temelini oluşturan veya kara maddenin neden yapıldığını anlamaya yarayacak Higgs parçacığı diye adlandırılan parçacıkların varlığını kanıtlamaya çalışıyordu.

Fizikçi Peter Higgs’in, temel parçacıkların kütle kazanmasını açıklayan kuramından adını alan "Higgs Bozonu", 1993 yılında Nobel ödüllü fizikçi Leon Lederman tarafından "tanrı parçacığı" olarak da adlandırılmıştı.

Tanrı parçacığı bulundu

İlk telepatik iletişim nasıl sağlandı?

1 Mart 2013 Cuma yazildi.

Bilim adamları farklı kıtalardaki iki farenin beynini birbirine bağladı. Ayrı yerlerde bulunan fareler beyindeki elektrotlar sayesinde birbirlerini yönlendirmeyi başardı.

Bilimadamları, farklı kıtalarda bulunan iki farenin birbirleriyle iletişim kurmalarını sağladı. Brezilya'da bir araştırma enstitüsünde bulunan fare, elektronik bağ sayesinde ABD'de bir laboratuvarda bulunan diğer fareye sinyal göndererek onu yönlendirdi ve ödülü almasını sağladı. Araştırmacılardan Miguel Nicolelis, iki beyin arasında işlevsel bağlantı kurarak iki beyinli bir 'süperbeyin' yarattıklarını savundu. Nicolelis, bu buluşun felçli hastaların tedavisine ışık tutabileceğine dikkati çekti.

Yeni bir çağ başlıyor! İlk telepatik iletişim sağlandı... |  görsel 1


Miguel Nicolelis ve ekibi önce, su alabilmek amacıyla ışık yandığında bir kaldıraca basması için fareleri eğitti. Daha sonra farelerin, harekete bağlı bilgiyi kontrol eden beyin bölgesine çok ince elektrotlar yerleştirildi ve birbiriyle bağlantı kurması sağlandı. İlk fare deneyi başarılı geçtiğinde yani doğru kaldıraca bastığında beyni elektrik sinyali gönderdi. Bu sinyal aynı anda diğer farenin beynine aktarıldı.İkinci fare ödülü (su) almak için diğer farenin gönderdiği sinyaller sayesinde, görsel hiçbir ipucu olmadan, yüzde 70 oranında doğru kaldıracı buldu.

Nicolelis, ikinci farenin düşünce ya da görüntüleri almadığını, sinyaller sayesinde ilk farenin aldığı karara göre kaldıracı bulabildiğini belirtti. Sürecin çift taraflı işlediğini belirten bilimadamları, hata durumunda ilk farenin daha güçlü ve açık sinyaller gönderdiğini ifade etti. Bilimadamları, bir sonraki hedeflerinin, 2014'te Brezilya'daki Dünya Kupası'nda belden aşağısı felçli bir hastanın benzer yöntemle yapay bacak yardımıyla başlama vuruşunu yapmasını sağlamak olduğunu belirtti. Araştırma 'Nature Scientific Reports' dergisinde yayımlandı.

Yiyecekler İnsanları kansere karşı korumuyor - James Watson

10 Ocak 2013 Perşembe yazildi.


DNA'nın ikili sarmal yapısını, Francis Crick'le bularak Nobel Ödülü alan ABD'li bilim insanı James Watson, kansere karşı koruyucu özellikleri olduğu söylenen gıda ve gıda takviyelerinin bu özelliği taşımadıklarını aksine hastalığa neden olabileceklerini açıkladı.

ABD'nin New York kentindeki Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda yaptığı araştırmaların sonucunu açılayan Watson, brokoli, yaban mersini gibi gıdaların ve vitamin haplarının yararından çok zararları olabileceği konusunda uyarıda bulundu.

"Süper gıda" olarak nitelendirilen bu gıdaların "serbest radikal" denen oksijen moleküllerini yok ederek kanserle mücadele ettiklerine inanılıyor. Ancak, 84 yaşındaki Watson bu serbest radikallerin kanserin engellenmesinde ve tedavisinde etken olduğunu düşünüyor.

Radikallerin kanser ilacı ve radyoterapinin etki etmesinde önemli rol oynadığını, yokluklarının zararlı olacağını savunan Watson, "Antioksidanlar önlediklerinden çok kansere neden olmuş olabilirler" dedi. Watson, A, C, E Vitaminlerinin de aralarında olduğu antioksidanların yaşama uzatma ya da mide kanserini engellemede kaydadeğer etkisi olmadığını saptayan araştırmaları anımsattı ve "Yaban mersinlerinin tadı çok güzel ama kanseri önledikleri doğru değil" dedi.

Uzun süre suda kalan parmakların buruşma nedeni

yazildi.

suda bekleyen parmaklar neden buruşur
Suda uzun süre kaldığında parmakların buruşma nedeninin derinin süngerimsi özelliğinden değil, ıslak nesneleri daha iyi kavrayabilmek için olduğu belirlendi.

İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırması buruşmuş parmakların ıslak durumlarda daha iyi kavrama sağladığını gösterdi.

Araştırmacılardan Tom Smulders, bunun, ''araçların daha iyi yol tutmasını sağlayan lastiklerdeki tırtıklara benzediğini'' vurguladı.

Smulders ve ekibi, gönüllülerden önce elleri kuru olarak farklı boyutlardaki misketleri tutmalarını istedi. Daha sonra bilim adamları gönüllülere bu işlemi ellerini 30 dakika sıcak suda beklettikten sonra yaptırdı.

Katılımcıların parmakları buruşmuşken ıslak misketleri daha çabuk yakaladıkları görüldü.

Smulders, ''Parmakların buruşması akarsuda yiyecek ya da nemli bitkileri toplamak için atalarımıza yardım etmeyi sağlamış olabilir'' ifadesini kullandı.

Biyologlar, daha önce suda uzun süre kalındığında el ve ayakların buruşmasının, suyun deriyi şişirmesinden kaynaklandığını düşünüyordu.

 Söz konusu araştırma sayesinde, bu sürecin sinir sistemi tarafından harekete geçtiği ve kan damarlarının büzüşmesinden kaynaklandığı anlaşıldı.

Smulders, sinir sisteminin, bir süre ıslak kaldığını anlamasından sonra parmak uçlarındaki kan damarlarını daha ince hale getirdiğini, parmakların hacminin azaldığını ancak aynı boyutta kaldığı için derinin büzüldüğünü belirtti.

Araştırma, İngiliz ''Biology Letters'' dergisinde yayımlandı.
AA

50 Yıl içinde insan klonlanacak ( John Gurdon)

20 Aralık 2012 Perşembe yazildi.


50 yıl içinde insan klonlayacağız |  görsel 1NOBEL Tıp Ödülü''ne layık görülen İngiliz bilim adamı Sir John Gurdon, insan klonlamanın zamanla yaygınlaşacağını açıkladı. İnsan klonlamanın toplum tarafından kabul edileceğini ve etik tartışmaların yakın zamanda sona ereceğini açıklayan Gurdon, ''Acıyı azaltmak ya da insan sağlığını artırmak toplum tarafından kabul edilecektir. Bunun içine klonlama sistemi de girer'' ifadesini kullandı. İlk yaptığı deneylerden birinde 1950''li yıllarda kurbağa klonlayan Gurdon, 90''lı yıllara damgasını vuran koyun Dolly''nin klonlanmasına ön ayak olmuştu. Cambridge Üniversitesi''nde görevli bilim adamı, ''Klonlama doğada zaten hazır bulunan birşeyi kopyalamaktır. Hala önemli gelişmelere ihtiyacımız var. Öğrencilerimin yüzde 60''ı klonlamayı savunuyor'' ifadesini kullandı. 

Göktürk-2 nedir - ne zaman uzaya fırlatılacak?

18 Aralık 2012 Salı yazildi.


Türkiye'nin ilk yüksek çözünürlüklü keşif uydusu Göktürk-2 bugün Çin'den fırlatılacak. Ankara'dan canlı yayınla takip edilecek olan fırlatma sürecini, ODTÜ TÜBİTAK binasında Başbakan Erdoğan da izleyecek.

Çin'in Jiuquan Hava üssü'nden fırlatılacak Göktürk-2'nin uzay yolculuğu, olumsuz hava şartları nedeniyle bir gün öne çekilmişti. 

Yüksek çözünürlüklü ilk yerli keşif gözetleme uydusu olan Göktürk-2 Türkiye saatiyle 18.12'de ateşlenecek.

Fırlatma üssü ile Ankara'daki ana yer istasyonu ve Norveç'te bulunan Göktürk yer istasyonu arasında da canlı bağlantılar yapılacak. 
Göktürk 2'nin 686 kilometre yükseklikte yörüngeye oturması bekleniyor.

Uydu ilk sinyalini, Ankara'ya saat 21.25'te verecek. Bu sinyalle birlikte uydunun ilk bilgileri, sıcaklık, akım, gerilim değerleri akmaya başlayacak.
Ardından roketten ayrılış sırasında oluşan takla hareketinin durdurulması için Milli Uçuş bilgisayarı Bilge'den komutlar gönderilecek ve uydu istenen pozisyona getirilecek.
Göktürk-2'nin ilk görüntülerini 25-30 Aralık tarihleri arasında Ankara'ya indirmesi bekleniyor.

Antikythera mekanizması nedir?

2 Aralık 2012 Pazar yazildi.

1902 yılında Girit Adası yakınlarında batık bir Roma gemisinde bir cihaz bulundu. Arkeologlar yaptıkları ölçümlerle cihazın milattan önce 100'lü yıllara ait olduğunu keşfettiler.
Bilim insanları, 1902 yılında bulunan, ancak ne işe yaradığı anlaşılamayan ‘Antikythera mekanizması’ adlı cihazın bir astronomik hesap makinesi olduğuna karar verdi.


Antikythera, 1902 yılında Ege’de Girit adası yakınlarında sünger avcıları tarafından bir Roma gemi batığında bulunmuştu. Zamanın arkeologları, M.Ö. 2’inci yüzyıla ait bu bronz cihazın işlevi konusunda kararsız kalmıştı. Çok sayıda parçadan oluşan cihazın ahşaptan dolap gibi bir kutunun içine gömülü olarak tasarlandığı düşünülüyor. Cihazın, yapıldığı tarihi takip eden 1000 yıl için dahi en karmaşık makine olduğu tahmin ediliyor. Cihazın elle çevrilen bir kolla çalıştığı varsayılıyor.




1. ANTİKYTHERA MEKANİZMASI:
1902 yılında Girit Adası yakınlarında batık bir Roma gemisinde bir cihaz bulundu. Arkeologlar yaptıkları ölçümlerle cihazın milattan önce 100-lü yıllara ait olduğunu keşfettiler.
 

Nesli tükenmekte olan Bitki türleri ve resimleri

27 Eylül 2012 Perşembe yazildi.

Venüs sinekkapanı: Bu bitki et yemesiyle ünlüdür. Karıncalar ve sinekler bu bitkinin kapanına sıkışırlar. Ama bu ilginç bitkinin de nesli tükenmek üzere.



Rafflesia çiçeği: Bu çiçek dünyanın en büyük çiçeklerinden birisidir. Kokusu hoş olmadığı için bu çiçeğe “et çiçeği” denir.



Titan arum: Bu çiçek dünyanın en büyük çiçeği değildir ancak rafflesia gibi kötü kokar bu nedenle bu bitkiye “ceset çiçeği” denir.


Yarasa çiçeği:Yarasa çiçeği çok ender rastlan güzel bir bitki türüdür.



Yeşim bitkisi (Green jade): Bu da pek nadir rastlanan bir çiçek türüdür. Çiçeğin yaprakları mavi-yeşil renktedir ve ortası koyu mordur.


Arşimet'in buluşları - hayatı - katkıları

21 Eylül 2012 Cuma yazildi.


Arşimet


Arşimet Düşünceli (Domenico Fetti, 1620)
Adı Siraküzalı Arşimet
Doğumu M.Ö. 287
Siraküza, Sicilya
Ölümü M.Ö. 212
Siraküza, Sicilya
Okul/gelenek İskenderiyeli Öklid
Doğa felsefesi
İlgilendikleri matematik, fizik, mühendislik, astronomi, buluş
Önemli katkıları hidrostatik, kaldıraç, infinitezimaller


Arşimet (M.Ö. 287, Sicilya - M.Ö. 312, Sicilya), Yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis. Bir hamamda yıkanırken bulduğu iddia edilen suyun kaldırma kuvveti bilime en çok bilinen katkısıdır.Ancak pek çok matematik tarihçisine göre integral hesabın kaynağı da Archimedes'tir.

Roma generali Marcellus, Sirakuza'yı kuşattığında, Archimedes mühendisin yapmış olduğu silahlar nedeniyle şehri almakta çok zorlanmıştı. Bunların çoğu mekanik düzeneklerdi ve bazı bilimsel kurallardan ilham alınarak tasarlanmıştı. Örneğin, makaralar yardımıyla çok ağır taşlar burçlara kadar çıkarılıyor ve mancınıklarla çok uzaklara fırlatılıyordu. Hatta Archimedes'in aynalar kullanmak suretiyle Roma donanmasını yaktığı da rivayet edilmektedir. Ancak bütün bunlara karşın M.Ö. 212 yılında Romalılar Sirakuza'yı zapt ettiler ve şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte Arşimet'i de öldürdüler.

Söylentilere göre; "bu sırada Archimedes kum üzerine çizdiği çemberlerle hesaplar yapmaktadır. Elinde boynuna vurulmak üzere kaldırılan bir kılıçla yaklaşan romalı askere aldırmaz bile. Başını hesaplarından kaldırmadan "çemberlerime dokunma" der. Arşimedin kesik başı çemberlerin arasına düşer."

Archimedes hem bir fizikçi, hem bir matematikçi, hem de bir filozoftur. Gençliğinde bir süre İskenderiye'de bulunmuş, burada Eratosthenes ile arkadaş olmuş ve daha sonra da onunla mektuplaşmıştır. Archimedes'in mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. Bunlara ilişkin eserler vermemiş, ancak matematiğin geometri alanına, fiziğin statik ve hidrostatik alanlarına önemli katkılarda bulunan pek çok eser bırakmıştır.

Geometriye yapmış olduğu en önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4πr2 ve hacminin ise 4/3 πr3 eşit olduğunu kanıtlamasıdır. Bir dairenin alanının, tabanı bu dairenin çevresine ve yüksekliği ise yarıçapına eşit bir üçgenin alanına eşit olduğunu kanıtlayarak pi'nin değerinin 3 +l/7 ve 3 +10/71 arasında bulunduğunu göstermiştir.başka bir değişle bu formulleri suyun hacim kullanma esnasında alabileceği öz kütle çapıdır...

Archimedes'in en parlak matematik başarılarından biri de, eğri yüzeylerin alanlarını bulmak için bazı yöntemler geliştirmesidir. Bir parabol kesmesini dörtgenleştirirken sonsuz küçükler hesabına yaklaşmıştır. Sonsuz küçükler hesabı, bir alana tasavvur edilebilecek en küçük parçadan daha da küçük bir parçayı matematiksel olarak ekleyebilmektir. Bu hesabın çok büyük bir tarihi değeri vardır. Sonradan modern matematiğin gelişmesinin temelini oluşturmuş, Newton ve Leibniz'in bulduğu diferansiyel ve entegral hesap için iyi bir temel oluşturmuştur.

Archimedes Parabolün Dörtgenleştirilmesi adlı kitabında, tüketme metodu ile bir parabol kesmesinin alanının, aynı tabana ve yüksekliğe sahip bir üçgenin alanının 4/3'üne eşit olduğunu ispatlamıştır.

İlk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adamı da Archimedes'dir. Bu prensiplerden bazıları şunlardır:

Eşit kollara asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır. 
Eşit olmayan ağırlıklar eşit olmayan kollarda aşağıdaki koşul sağlandığında dengede kalırlar: f1 · a = f2 · b 
Bu çalışmalarına dayanarak söylediği "Bana bir dayanak noktası verin Dünya'yı yerinden oynatayım." sözü yüzyıllardan beri dillerden düşmemiştir.

Archimedes, kendi adıyla tanınan sıvıların dengesi kanununu da bulmuştur. Söylendiğine göre, bir gün Kral II Hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü Archimedes'e havale etmiş. Bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen Archimedes, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve "Buldum, buldum" diyerek hamamdan fırlamış.Archimedes'in bulduğu şey; su içine daldırılan bir cismin taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığını kaybetmesi ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorunun çözülebilmesi idi.

Archimedes'in araştırmalarından önce, tahtanın yüzdüğü ama demirin battığı biliniyordu; ancak bunun nedeni açıklanamıyordu. Archimedes'in bu kanunu doğada tesadüflere yer olmadığını, her zaman aynı koşullarda aynı sonuçlara ulaşılacağını göstermiştir. Archimedes, 23 yüzyıl önce, modern bilimsel yöntem anlayışına çok yakın bir anlayışla, bugün de geçerli olan statik ve hidrostatik kanunlarını bulmuş ve bu katkılarıyla bilim tarihinin en büyük üç kahramanından biri olmaya hak kazanmıştır

Stephen Hawking’in dünyanın geleceği ile ilgili yorumu

17 Eylül 2012 Pazartesi yazildi.

‘Evrenin Durumu’ adlı konferansa sağlık durumunun el vermemesi nedeniyle katılamayan ünlü fizikçi, internet üzerinden canlı olarak toplantıyı izledi. Konferansa bir de konuşma kaydı gönderen Hawking, “İnsanlığın geleceği gezegenler arası seyahatin mümkün hale gelmesine bağlı’’ dedi.

"1000 yıl bile kalmadı"

Dâhi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aşağıya ayaklarınıza değil, gökyüzüne bakmayı aklınızda bulundurun. Yaşadığımız bu narin gezegenin ötesine gitmeyi başaramamamız durumunda bir 1000 yıl daha hayatta kalacağımızı sanmıyorum.’’

Dinazor Çeşitleri, Resimleri - Dinazorların özellikleri

7 Eylül 2012 Cuma yazildi.


Dinazor Çeşitleri
apatosaurus
brachiosaur
carnotaurus
ceratosaurus
triceratops
ankylosaurus
styracosaurus
deinonychus
oviraptor
Spinosaurus
Tyrannosaurus
compsognathus


Apatosaurus

(anlamı: aldatıcı kertenkele) Günümüzden 154-145 milyon yıl önce yaşadığı düşünülen otobur bir dinozor türüdür.
21-27 metre boyunda ve 30-35 ton ağırlığındadır. Bugüne kadar yaşamış en büyük hayvanlardan biridir. Dört bacağı üzerinde yürür ve yavaş hareket eder. Burun delikleri başın üst kısmında yer alır.

 

 
Brachiosaurus



 
Bulunuşu ve adlandırılması

Brachiosaurus ismi Yunanca brachion/βραχιων (kol) ve sauros/σαυρος (kertenkele) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
İlk kez 1900 yılında Batı Kolorado'da (ABD) bulunmuştur. 1903 te Elmer S. Riggs tarafından tanımlanmış ve bu isim verilmiştir. 1909'da Werner Janensch Tanzanya'da (Afrika) pekçok fosil daha bulmuştur. Afrika ve Kuzey Amerika'da fosilleri çokça bulunmaktadır.


 
Özellikleri

Brachiosaurus bilinen en uzun boylu ve büyük dinozorlardandır. Uzun bir boynu, küçük bir kafası ve nispeten kısa bir kuyruğu vardır. Diğer sauropodlar gibi dört ayak üzerinde yürür; ama onlardan farklı olarak ön ayakları arka ayaklarından daha uzundur. Bu sıradışı ön ayaklar ve uzun boynu, ona zürafa benzeri bir duruş verir ve yerden yüksekliği 12-16 metreye kadar çıkabilir. Brachiosaurus 25-26 m uzunluğa ve tahminen 30-60 ton ağırlığa ulaşabilir.
Diğer brachiosauridler gibi keski benzeri dişleri vardır ve burun delikleri başının tepesindedir. Alt ve üst çenesinde öne doğru eğimli 26'şar dişi bulunmaktadır. Brachiosaurus bir otoburdur ve muhtemelen yüksek ağaçların yapraklarıyla beslenir. Sürüler halinde yaşarlar ve yemek için göç edebilirlerdi. 100 yıl kadar yaşayabildikleri düşünülmektedir.


 
Yaşadığı devir

Brachiosaurus orta ve geç Jura devirlerinde yaşamıştır(156-145 milyon yıl önce). Erken Kretase devrine kadar ulaşabildiği sanılmaktadır. Çağdaşı olan diğer büyük sauropodlar Camarasaurus, Supersaurus, Ultrasaurus ve Haplacanthosaurus'tur.

 
Savunma

Bilindiği kadarıyla yetişkin bir Brachiosaurus'u tehdit edebilecek etoburlar yoktu. Devrinde yaşadığı bilinen en büyük etoburlar Allosaurus, Ceratosaurus ve Torvosaurust'u. Bunlar ona göre çok küçük kalan hayvanlardı ve muhtemelen daha küçük dinozorları avlıyorlardı. Brachiosaurus'un en iyi savunması iri cüssesi ve kalın derisiydi. Ayrıca kuyruğunu ve pençeli ön ayaklarını kullanırdı.

Carnotaurus

[BLOCKQUOTE]
 
Carnotaurus (Etçil Boğa)
iri bir etoburdu. T-Rex ve Allosaurusla aynı gruptandı. Çukur bir kafatasına ve gözlerinin hemen üzerinde bulunan kısa boynuzlara sahipti. Uzun ve kaslı bacakları avından daha hızlı olmasın sağlıyordu. 9.0 metre uzunluğunda ve 3.5 metre boyunda olabiliyorlardı. Ve avlarını pusuya yatarak beklerlerdi.

[/BLOCKQUOTE]

Ceratosaurus

[BLOCKQUOTE]
 


Ceratosaurus

(anlamı: boynuzlu kertenkele), 156-145 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen etçil bir dinozor türüdür. 4-6 metre boyundaki bu türün ağırlığı genellikle 500 kg 1 ton arasındadır.
İki bacağı üzerinde yürür ve boynu "S" şeklindedir. Burnunun ucunda bir boynuz yer alri keskin gözlere sahiptir. Gözlerinin üzerinde kemiksi yumrular vardır.


Triceratops


68-65 milyon yıl kadar önce (Geç Kretase dönemi) Kuzey Amerika'da yaşamış otobur bir dinozor türüdür. Kretase döneminin sonunda pekçok canlının yokolduğu büyük felakete kadar yaşamış son dinozor türlerindendir. Triceratops, iri, dört ayaklı bedeni; büyük, kemikli bir yaka ve üç boynuz taşıyan başı; günümüz gergedanlarına olan benzerlikleri ile en kolay tanımlanabilen dinozor türlerinden biridir. Ayrıca, bilinen en büyük etobur dinozorlardan olan Tyrannosaurus ile aynı alanı paylaşmıştır ve onun avladığı hayvanlardandır.

Tanımlandığı 1887 yılından bu yana, henüz tam bir fosili bulunmuş olmasa da, toplanan pek çok kısmi kalıntıdan hareketle iyi tanınan bir dinozordur. Kafalarındaki yakanın ve boynuzlarının fonsiyonu, uzun süre tartışmalara konu olmuştur. Çoğunlukla avcılara karşı savunma silahları olarak görülürler. Ayrıca yeni teorilere göre; bunlar, tıpkı günümüz hayvanları gibi, tür içinde kur yapmak ve üstünlük göstermek amacıyla kullanılmış olabilirler.
Triceratops, paleontologlar tarafından grubu içinde tam olarak nasıl yerleştirileceği konusu tartışılsa da, ceratopsid dinozorlar arasında en iyi bilinenidir. Triceratops horridus ve triceratops prorsus ismi verilen iki türü geçerli sayılır. Bununla beraber başka pekçok isimlendirilmiş örneği de vardır.




 
Kökenbilim

Triceratops, 'üç boynuzlu yüz' anlamına gelir. Yunanca, tri/τρι - "üç", ceras/κέρας - "boynuz" ve ops/ωψ - "yüz".


 
Tanımlama

Yetişkin bir Triceratops, 7.9-9 m uzunluğa, 2.9-3 m yüksekliğe, 6.1-12 ton ağırlığa erişebilir. Onu diğerlerinden ayıran en belirgin özelliği, kara hayvanlarının en büyüklerinden olan kafasıdır. Başı 2 m ve hatta boyunun üçte biri kadar uzunlukta olabilir. Burnunun üzerinde bir ve gözlerinin üzerinde yaklaşık 1 m uzunluğunda 2 adet boynuzu; kafasının arkasında da görece kısa ve kemikli bir yakası vardır. Yakalı dinozorların çoğunun yakasında boşluklar olmasına rağmen Triceratops’unki dolu ve sağlamdır.
Triceratops sağlam yapılıdır ve yine kuvvetli, beş parmaklı ön, dört parmaklı arka ayaklara sahiptir. Kesinlikle dört ayaklı olmasına rağmen, duruş şekli bazı tartışmalar doğurmuştur. Başlangıçta ön ayaklarının, başının ağırlığını taşıyabilmek için yanlara doğru açılı durduğuna inanılırdı. Bu duruş Charles Knight ve Rudolph Zallinger’in çizimlerinde görülebilir. Bununla birlikte boynuzlu dinozorlardan kalan ayakizlerinin incelenmesi ve iskeletlerin son yeniden inşaları gösteriyor ki, Triceratops’un, tam olarak dikilmek ile yayılmak arasında dik bir duruşu vardı(gergedanlar gibi). Bu sonuç, besleme için yayılan bir yürüyüşü engellemez.




 
Sınıflandırma

Triceratops, geniş bir Kuzey Amerika boynuzlu dinozorlar ailesi olan ‘Ceratopsidae’ nin en bilinen üyesidir. Bu aile içindeki yeri yıllarıdır tartışılagelmiştir. Karışıklık, çoğunlukla kısa, katı yakanın birleşmesi (Centrosaurinae gibi) ve uzun boynuzların (Chasmosaurinae olarak ta bilinen Ceratopsinae gibi) üzerinde oldu. R. S. Lull, boynuzlu dinozorların ilk incelemesinde, biri Triceratops’a öncülük eden Monoclonius ve Centrosaurus, diğeri Ceratops ve Torosaurus ile birlikte olmak üzere, onu bugün anlaşıldığı gibi bir centrosaurinae yapan iki nesil varsaydı. Bu görüşe dayanan son revizyonlar, biçimsel olarak birinci, kısa yakalı grubu Centrosaurinae (Triceratops’u da kapsayan) ve ikinci uzun yakalı grubu Chasmosaurinae şeklinde tanımlar.

1949’ da C. M. Sternberg, kafa ve boynuz yapısına bakarak Triceratops’un Arrhinoceratops ve Chasmosaurus’a yakın olduğu ve onu ceratopsine (kendi kullanımına göre chasmosaurine) yapan soruyu ortaya attı. Yine de Triceratops’u Centrosaurinae içinde sınıflandıran John Ostrom ve sonrasında David Norman tarafından büyük ölçüde görmezden gelindi.
Sonraki keşifler ve analizler, Lehman’ın 1990 yılında heriki alt türü de tanımlaması ve birkaç morfolojik özelliğin esasında Triceratops’u ceratopsinae (kendi kullanımına göre chasmosaurine) olarak göstermesi ile birlikte, Sternberg’in Triceratops’un konumu konusundaki görüşünü destekledi. Aslında, kısa yakası dışında ,ceratopsine ile uyum gösterir. Peter Dodson’ ın, 1990’daki bir klasdistik analiz ve 1993’teki RFTRA (resistant-fit theta-rho analysis) isimli, sistematik olarak kafatası şeklinde ölçü benzerliklerini ölçen morfometrik tekniğe dayalı bir çalışmayı içeren daha ileri bir araştırması, Triceratops’un ceratopsine içindeki konumunu güçlendirmiştir.



 
Diş yapısı ve beslenmesi

Triceratops, yere yakın duran başı yüzünden büyük olasılıkla kısa otlar ile beslenirdi. Boynuzları, gagaları ve iri gövdeleriyle yüksek bitkileri de devirebildikleri sanılıyor. Çeneler, beslenmek, koparmak ve ısırmak için daha iyi olduğuna inanılan, derin ve dar bir gagayla son bulur.
Dişleri, pil adı verilen 36-40 diş sütunundan oluşan gruplarda düzenlenmiştir. Çenenin her iki tarafında da, hayvanın boyuna bağlı olarak, 3-5 dişten oluşan kolonlar vardı. Bu, değişik zamanlarda sadece bir bölümü kullanılabilen, 432-800 arası diş demektir. Diş değiştirme, hayvanın yaşamı boyunca sürerdi. Dişler, dikeyden az dikey yöne doğru kırkarak iş gördü. Triceratopsların iri bedenleri ve fazlaca olan dişleri, onların bol miktarlarda lifli bitkilerle beslendiklerini gösterir.


 

Yakası ve boynuzlarının fonksiyonu

Triceratops’un yakası ve boynuzları ile ilgili çok fazla kuram vardır. İki ana teori, bunların kavgada ya da kur yapmada kullanıldıkları üzerindedir.


 

 


 


Ankylosaurus
(anlamı: sert zırhlı kertenkele), 70-65 milyon yıl önce yaşadığı düşünülen bir dinozor türüdür.
Otobur beslenen bu tür 7-10 metre boyunda ve 4-7 ton ağırlığındadır. Dört bacağı üzerinde yürür. Ön bacakları arkadakilerden daha kısadır. Sırtı kemik ve plakalarla kaplıdır. Başının arkasından kuyruğuna kadar iki sıra diken bulunmaktadır. Kuyruğunun ucundaki taş gibi kemiği ile çok büyük kayaları bile parçalayabilirdi.
Styracosaurus
zırh giymiş bir şövalyeyi andıran günümüz Alberta’sında (Kanada) yer alan ovalarda önemli bir konuma sahipti. Aynı kemik yataklarında, gergedan boyundaki bu otçullardan çok sayıda bireyin tanımlanmış olması, sürüler halinde dolaştıklarına işaret ediyor. Boynuzlu dinozorların çok iyi anlaşılmış bir grup olduğunun altını çizen Hans–Dieter Sues, “Atalarının burunları üzerinde küçük bir yumru vardı ve sonra kafataslarının ardında küçük bir yaka gelişti,” diye devam ediyor.

Deinonychus(anlamı: korkunç pençe), 110-100 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen etçil bir dinozor türüdür. 3 metre boyunda ve 80 kg ağırlığındadır.
Hafif yapılı ve hızlı hareket eden bir dinozordu. İki bacağı üzerinde yürüyen ve kuşa benzeyen bir hayvandır. Esnek ve kıvrık bir boynu vardır. Çok güçlü çene ve dişlere sahiptir.
 


Oviraptor
(anlamı: yumurta hırsızı), 88-70 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen hepçil bir dinozor türüdür.
Boyu 1,5-2 metre civarında ağırlığı ise 25-35 kg arasında değişir. Saatte 70 km hız ile koşabilme yeteneği vardır. Papağana benzer başında ibiği ve dişsiz bir gagası vardır. Beyninin vücuduna oranı diğer dinozorlardan daha büyüktür.
Spinosaurus

100 ya da 93 milyon yıl önce kretase döneminin albiyen katından erken cenomanian katına kadar şimdiki Kuzey Afrika'da yaşamış olan teropod dinozor cinsidir. Alman paleontolog Ernst Stromer tarafından tanımlanan bu cins ilk olarak 1910'larda Mısır'da keşfedilen kalıntılardan biliniyor. Bu kalıntılar 2. Dünya Savaşı esnasında yok edildi, ancak kafatasına ait ekstra parçalar son yıllarda gün yüzüne çıktı. Tanımlanan fosillerin bir veya iki türe ait olduğu konusu açık değildir. Fas'ta toparlanan S. marocannus potansiyel bir tür olmasına rağmen cinsin en iyi bilinen türü Mısır'daki S. aegyptiacustur.
Spinosaurusun omugasından dışarıya doğru genişlemiş olan 2 metreye kadar erişebilen uzun ayırdedici çıkıntıları bulunur. Bazı yazarların bunun kaslarla kaplı kambur veya kabartı şeklinde olduğunu öne sürmesine rağmen muhtemelen yelkenli şeklindeki bu çıkıntılar deri ile birbirlerine bağlıydılar. Bu yapı için termoregülasyon ve gösteriş de dahil çok yönlü işlevler öne sürüldü. Yapılan son tahminlere göre Spinosaurus bilinen bütün etçil dinozorlar içerisinde (Tyrannosaurus rex ve Giganotosaurus da dahil) en büyük olanıdır. Bu tahminlere göre Spinosaurus yaklaşık olarak 16, 18 metre uzunluğunda ve 7, 9 ton ağırlığındadır



 
Özellikleri

Spinosaurusun dinozor meraklıları tarafından büyüklüğü, yelkensi çıkıntısı ve uzun kafatası ile bilinmesine rağmen dinozor en çok yakın zamanda keşfedilen birkaç diş ve kafatası parçasının dışında yok edilen kalıntılarından bilinir. Buna ek olarak şimdiye kadar dinozorun sadece belkemiği ve kafatası ayrıntılı bir şekilde tanımlandı, kol ya da bacak kemikleri henüz bulunamadı. Spinosaurusun çene ve kafatası ile ilgili makale 2005'te yayımlandı. Bu makaleye göre dinozorun yaklaşık 1.75 metre olduğu tahmin edilen kafatası etçil dinozorlar içinde en uzunudur. Kafatasında testere gibi olma niteliği azalmış aralıksız konik şekilli dişlerin olduğu, çene ve burundan oluşan dar kısım vardı. Yukarı çenenin en ön kısmının her iki yanında ve üst çene kemiğinin orta ön kısmında (inter maksiller kemik) altı veya yedi diş ve onların arkasındaki çene kemiğinde on iki diş vardı. İnter maksiller kemikteki ikinci ve üçüncü diş diğerlerinden farkedilebilir bir şekilde büyüktü. Bu dişler diğer dişler ve anterior maksilladaki büyük diş arasında bir boşluk oluşturuyordu. Bu boşluk alt çenedeki büyük diş tarafından kaplanıyordu. Çene ve burundan oluşan kısmın büyük anterior dişleri tutan en uç tarafı genişti. Gözlerin hemen önünde küçük bir kabartı bulunuyordu.Ancak bulunanlara rağmen hala davranışları hakkında en ufak bir bilgimiz yoktur.Etobur olduğu kesin olarak bilinen çok az gerçekten biridir.Hızı hala bilinmiyor;ancak saatte 60 ila 70 kilometre hızla koştuğu tahmin ediliyor.
Spinosourusun yelkeni sırt omurlarından büyüyen oldukça uzun sinirsel dikenlerden oluşur. Bu dikenler büyüdükleri omurlardan yedi ya da on bir kat daha büyüktür.Spinosaurus dünyadaki en güçlü hayvandır.Spinosaurus en büyük etobur dinozorlardan biridir

 
Sınıflandırma
Spinosaurus, güney İngiltere'den Baryonyx, Brezilya'dan Irritator ve Angaturama (muhtemelen Irritator ile özdeş), orta Afika'daki Nijer'den Suchomimus ve kalıntıları parça parça bir şekilde Tayland'da bulunan Siamosaurus türlerinin de dahil olduğu Spinosauridae ailesine adını verir. Spinosaurus bunlardan en çok Irritator ile yakındır ve ikisi Spinosaurinae altailesine mensuptur.2003'te Oliver Rauhut, Stromer'in Spinosaurus holotipinin carcharodontosaurid ailesinden Acrocanthosaurusun sırt omurlarından ve büyük bir teropod Baryonyxin mandibulasından (dentary) oluşmuş bir kimera olduğunu öne sürdü.Ancak bu analiz son raporlarla reddedildi.


 


 


Tyrannosaurus

Tam ismi Tyrannosaurus Rex olan dinozor. Bu adın anlamı tiran sürüngenlerin kralıdır. 14 metre uzunluğunda ve 5-6 metre boyunda bir dinozordur. Et ile (özellikle de diğer dinozorlarla) beslenir. Bundan 67 milyon yıl önce Kuzey Amerika, Çin ve büyük bir olasılıkla Güney Amerika ile Hindistan'da yaşamıştır.
 




Özellikleri
T-Rex, dört araba uzunluğunda, en uzun zürafa boyunda ve Afrika filleri ağırlığında bir canlıydı. Uzun boylu bir insanın başı ancak bacağının yarısına ulaşabilirdi.
T-Rex'in çıkardığı seslerin nasıl olduğu bilinmiyor. Ancak bu sesleri, yavrusunu çağırmak ya da diğer T-Rex'lerle haberleşmek için çıkardığı tahmin ediliyor.
Arka ayakları oldukça büyük olmasına rağmen ön ayakları oldukça küçük ve vücudunun ön kısmındaydı. Arka ayaklarında üçü önde biri arkada olmak üzere dört parmak, ön ayaklarında iki ince parmak bulunuyordu. Ön ayakların tam olarak ne işe yaradığı bilinmiyor. Bu ayaklar ağzına yemek ***üremeyeceği kadar kısaydı. Bazı uzmanlar ön ayaklarının T-Rex'in doğrulmasına yardımcı olduğunu söylemektedirler.
Ağır kafasını kısa ve güçlü bir boyun tutuyordu. Ağzında 20 cm lik dişler bulunuyordu. Avını daha iyi tutabilmesi için dişleri hafif içeri kıvrıktı. Köpekbalığı gibi T-Rex de avını ısırdığında kurbanının, ağzından kurtulma şansı hiç yoktu. Üstelik de herhangi bir dövüş sırasında kırılan dişi tekrar uzuyordu.
T-Rex, güçlü arka ayakları üzerinde yürüdüğü zaman dengesini uzun ve kalın kuyruğu ile sağlardı. İlk zamanlar T Rex'in dev bacaklarıyla çok hızlı koştuğu ve avlandığı düşünülüyordu. Fakat av köpeklerinin yaptığı gibi uzun süre ve çabuk hareket etmek için fazla hantaldı. Ayrıca pusuda kuramazdı. Pusu ile avlanmak için çok büyüktü, gizlenmesi imkansızdı. Son yapılan bilgisayar animasyonları ile Trex'in bacakları üzerinde dönüş yapabilmesi için saniyeler gerektiği ortaya çıkmıştır. Oldukça ağır hareket eden bir canlı olduğu düşünülmektedir. İşte bu yüzden T Rex'in leşcil bir canlı olduğu düşünülür. Leşlerle ve yaralı hayvanlarla beslendiği büyük bir oranda kabul görür. Kafatasında bulunan geniş burun delikleri leş ile beslendiğini destekler. Koku alma duyusunun çok kuvvetli olmasının yanında küçük göz çukurlarına sahiptir ve görme yetisinin zayıf olduğu düşünülür. Çürüyen bir leşin kokusunu kilometrelerce öteden alabildiği muhtemeldir.
Ayrıca düşünüldüğünde o dönemde pek çok avcı dinozor türü yaşamıştır. Ancak Brachisaurus vb. dev otçul dinozorların boyutlarından dolayı doğal bir düşmanı bulunmamaktadır. Bu dinozorlar öldüğünde leşlerinin ortadan kaldırılması için T-Rex vb. dev boyutlu leşcil yemek makinalarına ihtiyaç vardı. T-Rex in yaratılma amacıda bu devasa cesetleri ortadan kaldırmak olabilir.


 

Gerçek Olaylar
  • 1902'de ABD'nin Montana Eyaleti'nde dev bir iskeletin parçalarına rastlandı. Daha sonra aynı ülkede, Wyoming'de benzeri kalıntılar bulundu. Bu kemiklerden yola çıkan paleontolog (eskivarlıkbilimci) Henry Fairfield Osborn bu dev yaratığın ilk resmini çizdi ve adını "Tiran Sürüngenlerin Kralı" anlamına gelen Tyrannosaurus Rex koydu. Bunun nedeni, o zamana kadar yeryüzünde yaşadığı belirlenen en büyük etobur dinozor olmasıydı.

 



Compsognathus

anlamı 'zarif çene' (Yunancada compsos-anlamı ‘zarif ' ve gnathos rafine-anlamı ise çene demektir)Compsognathus etçil bir dinizordur. Bu dinozor son Jurassic Devri yaşayan bir tavuk boyutunda olduğu için Avrupa’da bulunur.Yani fosili Almanya, Fransa ve Portekiz'de bulunur. Compsognathus en küçük dinozor olarak biliniyordu. Ancak, bazı bilim adamları ise en küçük olmadığını iddia ediyor.

-