-

Heinz Kohut kimdir- .Kendilik Psikolojisi - Bay Psikanaliz

8 Nisan 2012 Pazar yazildi.
Sponsorlu Bağlantılar


Kendilik Psikolojisi’nin kurucusudur (“self” kelimesinin bâzı kaynaklarda ‘özbenlik’ diye tercüme edildiğini görüyoruz. Meselâ İngilizce’de “do you love yourself” deyince deyince “kendini seviyor musun” anlaşılır ve “kendi özbenliğini seviyor musun” derseniz Türkçe’de de kimse bir şey anlamaz. Teknik bir terim hâlindeki kullanımının kendilik olması en doğrusu ve yaygın olarak kabûl de gördü).
1913’te Viyana’da dünyaya gelir, 1981’de Chicago’da vefat eder. Zengin bir Yahudi ailesinden gelmiştir. Tıp tahsilini Viyana Üniversitesi’nde yapar ama o zamanlardaki pek çok Yahudi gibi, o da Nazi zulmünden kaçar. Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nde kendine özel bir yer edinir ve Bay Psikanaliz diye anıldığı hoş bir şöhret yakalar. Geliştirdiği teoride Freud’a karşı çıktığı epey nokta vardır; modern psikanalize ve dinamik psikoterapilere yeni ufuklar katar.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Freudiyen analiz bireysel suçluluk ve zeitgeist (kimlik, mânâ ve kendini ifâdede zorluk yaşayan insanların emosyonel sıkıntıları) üzerinde çok durur. Başlarda klâsik teoriye bağlı kalmışsa da, Ego ile birlikte mevcut olan ama ondan ayrı olarak da var olan kendilik (self) kavramını geliştirir.
Kohut1
Zamanla da yapısal modelde bahsedilen İd, Ego ve Süperego kavramlarını tamamen reddeder. Bunların yerine kendiliğin üç kısmı (tripartite) modelini sunar. Klâsik psikanaliz dürtüler (cinsellik ve saldırganlığın içgüdüsel motivasyonları), iç çatışmalar ve fantezilere kendini hasretmişken, Kendilik Psikolojisi hayatın ve ilişkilerin cilveleriyle ilgilenir.
Narsisizmi bir model olarak kullanan Kohut, “kendilik duygusu” kavramını geliştirir; narsisistik insanların düşük kendilik saygılarını refule etmeleri olgusundan hareketle, kendilerinden bolca bahsetmelerinin bu işe yaramazlık duygularından kurtulabileceğini iddia eder. 1970’lerde insanları ekserîsi saldırgan bireylerdir, şımarıktır ve açgözlüdürler, huzursuzluk da insanları boşluk duygularına, kırılganlığa ve parça parça olmuş hâldedir ve o da teorisini iyice genişleterek, bu kişilere de teşmil eder. İnsan tabiatına ve bireylere bakışındaki bütüncül bakışındaki olumluluk, açıklık ve empatik tavrı onu kısa sürede öne çıkarırken, dinamik terapilerin dayandığı ve güvendiği dört temel psikolojinin içine nüfuz eder (diğerleri Dürtü TeorisiEgo Psikolojisi ve Nesne İlişkileri Teorisi’dir).
Kohut2
Olgunluk Dönemi…
Kohut, psikanalizi, psikanalizin kendisinden kurtarmıştır!
O olmasaydı, klâsik dinamik terapi, hemen aynı zamanlarda geliştirilen diğer güçlü yönelimler karşısında (Hümanizm ve BDT) gittikçe zayıflayıp tarihe karışabilirdiFreud’un narsisizm teorisini sarsarak, aynalamayı (mirroring) ve İdeâlizasyonun “kendiliknesnesi aktarımları” kavramlarını ikame eder. İdeâlize edilen yeterlilikteki veya hayran kalınan figürlere yatırım yaparak bir kimlik geliştirmeye çalışan çocukların bu süreçlere ihtiyaçları vardır. Kendilik değerlerini aynalanma ve empatik yolla kendilerine yansıtan ebeveyn tutumuyla almaya muhtaçtırlar. Bu yaşantılar sâyesinde çocuğun sağlıklı (tutarlı, güçlü) bir kendilik duygusu geliştirebilmesi için kendini yatıştırıcı ve diğer becerileri kazanması mümkün olacaktır.
Kohut3
Hoş bir karikatürü…
Meselâ terapi sürecinde aktarım yoluyla terapist ideâlize edilmiş ebeveyn hâline gelip, hasta ondan, zamanında kaçırdığı şeyleri almaya başlayabilir. Kişilik sorunlarına yol açan erken dönem ilişkilerini terapiste aksettirmek fırsatını yakalayacaktır. Narsisizmin temelinde küçük yaşlarda yeterince bağlanma kurulamaması yatar. Freud, narsisizmin düşük özsaygıyı gizlediğini ve aktarım yoluyla hastaların ebeveyn ilişkisini kazanacaklarını düşünürdü. Kohutüçüncü kendilik-nesnesi veya alter-Ego/ikizdeşliği temasını ekler ve kendilik-nesnesi tamlamasındaki kısa çizgiyi de kaldırır; bu temanın insanların başkalarıyla özdeşleşme-benimseme kurmasının büyük kısmını teşkil ettiğini söyler.
Daha da ileri giderek, kendiliknesnesi (aradaki “-“ sonradan ortadan kaldırılmıştır) ilişkilerinin çocukluk çağında bitmeyip, ömür boyu sürdüğünü ilâve eder.
Hayatının son demlerinin büyük kısmını da, bu teorisine uygun olarak, âilesi ve arkadaşlarıyla birlikte geçirir ve kanserden vefat eder.
Peki, rahatlıkla çok daha basit bir meslekte maddî mânâda köşeyi dönebilecekken, Kohut neden bu zor işlere dalmıştır?
Birinci cevap: İlk gönderdiği makalenin reddedilmesi ve işi inada bildirmesidir, bu kesin
İkincisi ise güçlü bir tevâtürKüçük yaşlarda uğradığı bir tâcizin etkisi
Kohut, müdahaleci bir anne ile (çocuk psikiyatrlarının tâbiriyle “tavuk anne”) büyümüştü ve 12 yaşındayken bir erkek öğretmeniyle de cinsel ilişki yaşamıştı;  bundan kaynaklanan mazokist fanteziler etrafında onun cinsel hayatına yön vermiştir. Stroizer onun cinsel ve dinsel ikircikliğine dikkat çekerek (orkestra şefi Robert Wadsworth’le yakın ve ömür boyu süren arkadaşlığına da atıfla), Yahudiliğinden işkence çekme derecesinde hoşnut olmadığının göstergesi olarak da kenar kosher restoranlarında (Yahudi lokantaları) domuzlu sandviçle beraber süt ikram edilmesinde ısrar ettiğini belirtir.
Sekter Kohutçular, bunu hep setrederler (üstünü örterler)!
Kaynak mı: Strozier CB (2004) Heinz Kohut: The Making of a Psychoanalyst. New York: Other Press.
***
Zâten analitik psikiyatri veya psikolojinin temelini atan bütün büyük adamların benzer bir hikâyeleri vardır. Freud (Dr. Wilhelm Fliess ile yaşadıkları) biseksüeldi ve çok güçlü kayıtlara ve delillere göre kızı Anna ile ensest yaşamıştı. Jung da biseksüeldi, ergenlik döneminde babası gibi sevip güvendiği bir adamın tecavüzüne uğramıştı, bunu hızlı bir çapkın olarak telâfi etmişti (kendisi hâtıratında yazmıştır) vs.
Freud için Kaynak mı: 1) Marie Bonaparte, Anna Freud, Ernst Kris (1954) The Origins of Psychoanalysis: Letters to Wilhelm Fliess: Drafts and Notes 1887-1902. Erich Mosbacher, James Strachey, translators. New York: Basic Books. 2) Masson JM (1985) (editor) The complete letters of Sigmund Freud to Wilhelm Fliess, 1887-1904. Cambridge: Harvard University Press.
Gene hepsi dinleri konusunda müthiş ikirciklidirler (ambivalandırlar). Bu da çok tabiîdir çünkü kendileri yeni bir din kurmuşlardır.
Freud, Musa’nın dinini kat’iyetle reddetmiştir.
Abraham Maslow da öyledir, Alfred Adler de (bir dönem Protestan dahi olmuştur). Jung ise Protestan’dır ama daha ergenlikte kaybettiği inancını, kendi içine yaptığı psikotik seyahatler esnâsında Tanrı’ya kavuşarak telâfi etmiştir.
Heteroseksüelliği tartışılmayan tek adam Alfred Adler’dir.
   O da zâten hiç psikanalist sayılmaz.
      Kurduğu Bireysel Psikoloji ekolünün de Freud’un iddialarıyla hiç mi hiç alâkası yoktur.
         Hâlen de en bilimsel olan teoriler arasında onunki sayılır.
            Eskilere dâir yeni sürprizlerle tekrar görüşmek üzere…
Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Mart 2012 Çarşamba

0 yorum :

Lütfen Yorumunuzun anlaşılır ve imla kurallarına uygun olmasına dikkat ediniz.

-